Hugh MacDiarmid-İskoç rüzgarı

2012-10-10 23:26:00

Hugh MacDiarmid

1892–1978

http://www.poetryfoundation.org/bio/hugh-macdiarmid


 

Bir demirişi üzerine düşünceler

Keşke bilediğiniz metale benzeseydiniz,
Keşke demir ruhunuza ağsa,
Keşke çelik olsaydınız kendi iyiliğiniz için!
Hâlâ hamur gibisiniz zorba hükümdarlarınızın
Parmakları arasında! Size çevrilecek tüfek ve tabancaları
Üretiyorsunuz kendi ellerinizle! Kuşku yok bu silahların
Sizleri yaralayıp öldüreceğinden -
Düşmanlarınıza silah yapacak kadar aptalsınız!

 

Hugh Mac Diarmid
(Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy)

 

Zamanda bir nokta

Şimdi anlıyorsun işte, nasıl da yıldızlar ve yürekler bir olmuş
ve nasıl da hiç bir yerde bir son, bir engel var; nasıl da
sınırsız olan mükemmelce oturur ve ayrılmaz düşünceden,
nasıl da her bir parça sonsuz büyük ve sonsuz küçük olabilir,
nasıl da en dıştaki yayılım yalnızca bir noktadır, ve nasıl da
ışık, uyum, devinim, güç, kendine has herşey, ayrılmış herşey
ve birleşmiş herşey hayattır.

Hugh Mac Diarmid
(Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy)

 

Hugh MacDiarmid is the pen name of Christopher Murray Grieve (11 August 1892, Langholm[1] – 9 September 1978, Edinburgh[2]), a significant Scottish poet of the 20th century. He was instrumental in creating a Scottish version of modernism and was a leading light in the Scottish Renaissance of the 20th century. Unusually for a first generation modernist, he was a communist; unusually for a communist, however, he was a committed Scottish nationalist. He wrote both in English and in literary Scots (often referred to as Lallans).

http://en.wikipedia.org/wiki/Hugh_MacDiarmid

Hugh MacDiarmid’in esas adı Christopher Murray Grieve’dir. 11 ağustos 1892 yılında İskoçya’da doğmuştur. Yirminci yüzyılın önde gelen İskoç yazarlarından biridir. Modernizmin İskoç versiyonunun yaratıcılarındandır. Ayrıca 20. yüzyıl İskoç Rönesans’ına öncülük etmiştir. İlk dönem modernistlerden beklenmeyen bir biçimde komünisttir. Ayrıca komünistlerden beklenmeyen bir biçimde de İskoç ulusalcılarındandır. Şiirlerini İngilizce ve Scots denilen bir tür İskoç diliyle yazmıştır. 1910 yılında gazeteciliğe başlamış ve 5 yıl süreyle gazetecilik yapmıştır. Daha sonra birinci dünya savaşı sırasında orduda sıhhiyeci olarak görev yapmıştır. Savaştan sonra evlenmiş ve gazeteciliğe geri dönmüştür. Şiir ve düz yazılardan oluşan ilk kitabı Annals of the Five Senses’i İngilizce olarak 1923 yılında yayımlamıştır. Daha sonra Scots dilinde bir dizi kitap çıkarmıştır. Bu çalışmaları içinde İskoç edebiyatının en önemli ürünlerinden olan A Drunk Man Looks at the Thistle’ı yayınlamıştır. MacDiarmid siyasetle iç içe olup İskoç ulusal partisinin kurucularındandır ve Büyük Britanya komünist partisi üyesidir 9 eylül 1978 yılında Edinburgh’te ölmüştür.


 

Bir gözetleme deliği

Bir gözetleme deliği tanırım
bakar da durur gökyüzüne
dercesine:
Sen ne kadar uzun boyluysan
öylesine derinim ben de,
Gökağa!

Hugh Mac Diarmid
(Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy)

 

 

Küçük beyaz gül

Dünyanın bütün gülleri benim için değil.
Payımla yetinirim ben
Küçük beyaz gülüyle İskoçya'nın
Ki keskin ve tatlı bir kokusu vardır - ve burar yüreği.


(Türkçeye çeviren: İsmail Aksoy)

Hugh Mac Diarmid

GEOFF COOPER

 

Göklerden

 

İskoçya’da kitaplarla dolu bir kır evinde yaşardı

düzenli, ufak tefek bir adam, göze çarpan hiçbir şeyi yoktu

yalnızca mor ötesi ışın gibi keskin iki göz

elması kat kat kesip

iki yüzlülüğü sıyırıp atmaya yarayan.

 

Kitapları süs ya da toplumsal silahlar değildi

binlerce yıl konuşabilirdi tarihten hiç teklemeden

Don Scotus, Arbroath, Edinburgh’lu Hulme,

 

ülkesinin geçmişini dürüstçe kavrayan

bu iki mavi göz, İskoçya’nın o en güzel çiçekleri.

 

İnanıyorum ki konuşmaya başlar başlamaz

savaşa hayır derdi ama 39’da gönüllü oldu

sıhhiye eri olarak ön cepheye

çıkartma günü taburuyla indirildi,

tam da ilk dalgada Colentin’e.

 

Ama güneşli bir gün kapımı

usulca çaldı. Yalnızca bıkkınlık, yalnızca uzaklık vardı gözlerinde

tek bir cümle söyledi_____

artık bahçemle uğraşmanıza gerek yok.”

Sonra yavaşça, dermansız yürüyüp uzaklaştı.

 

Birkaç saat sonra öğrendik ve ben

İyi olan neyimiz varsa hepsinin, iyi olan herşeyin

-onun güçlü ve korkusuz aşkının-

göçüp gittiğini hissettim.

 

İskoçya’da pırıl pırıl bir bahar günüydü

bazen soğuk, bazen serin

tam güneş tutulması, gece yarısı

yeri doldurulamaz olan

sönen bir yıldızdı.

 

Çeviren: Nesrin Eruysal

 

 

Şehir
Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim, dedin
bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.

Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.
Yeni bir ülke bulamazsın, başka bir deniz bulamazsın.
Bu şehir arkandan gelecektir.
Sen gene aynı sokaklarda dolaşacaksın,
aynı mahallede kocayacaksın;
aynı evlerde kır düşecek saçlarına.
Dönüp dolaşıp bu şehre geleceksin sonunda.
Başka bir şey umma-
Ömrünü nasıl tükettiysen burada, bu köşecikte,
öyle tükettin demektir bütün yeryüzünde de.

 

Constantino Kavafis
Çeviren: Cevat Çapan

 

 

Yola Çıkmak! Yitirmek Ülkeleri

Yola çıkmak! Yitirmek ülkeleri!
Bir başkası olmak süresiz,
Yalnız görmek için yaşamaktır
Köksüz bir ruhu olmak!

Kimseye ait olmamak, kendime bile!
Durmadan gitmek, sonu olmayan
Bir yokluğun peşinde
Ve ona ulaşma isteği içinde!

Böyle yola çıkmaktır yolculuk.
Ama ben açık bir yol düşünden öte,
Bir şeye gerek duymuyorum yolculuğumda.
Gerisi sadece gök ve toprak.


Fernando Pessoa
Çeviri: Cevat Çapan


(1933)

 

Anlar
Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...
ÖLÜYORUM...

Jorge Luis Borges

 

 

http://www.gnoxis.com/dunyadan-siirler-dunyadan-sairler-

 

 

KENNETH ROSEN

 

Benjamin’in Metaforu

 

Pireneler’in yüksek tepelerinde, Fransız granitiyle İspanyol selvisi

arasındaki farkı aydınlatan sınırda,

Işkenceyi değilse de, azabı beklerken, insan zekasının güneşli ve

muhtelif doruklarında,

 

Hayatın güçlükleri basmakalıp sözlere dönüştüğünde, gururlu,

utangaç, gösterişsiz,

seyrek bıyıklı ve yuvarlak gözlüklü Yahudi, kaderine razı olup,

son verdi hayatına,

 

Aydınlık, sıradışı zihni Walter Benjamin’in yok etti

kendini (yelek cebindeydi

siyanür). Aşikar olanı zordur dile getirmek. Sanatın

kökenini açıkladı

 

Artık en önemli konularından örnekler verirken

kendini ortaya koyamayan” bir adamın

zorlukları içinde. Bu yüzden

eğer umuyorsanız

 

Ninniler ya da yemek dualarından fazlasını söylemeyi,

gidin hayatınızın Pireneler’ine,

Anlamın yittiği o yere ve yeni bir sözcük bulun

ölüme, aslında hiç gerekmese de.

 

Çeviren Nesrin Eruysal

 

 

KENNETH ROSEN

 

Benjamin’s Metaphor

 

High in the Pyrenees, at a border that clarifies the difference

between French granite and Spanish cypress,

Expecting torment if not torture at this sunny and sundry

acme of human intelligence.

 

Life’s exertion became a tautology, and the proud, otherwise

shy, unprepossessing Jew

With a scant moustache and round eyeglasses, swallowed

his lot and ended it,

 

The lucent, unexpected mind of Walter Benjamin, self-

obliterated (cyanide

In a vest pocket). The obvious is hard to articulate. He

proposed the origin of art

 

In the dificulty of what someone thinks, produced by

an individual “No longer able

To express himself by giving examples of his most important

concerns.” So if you’d hope

 

To utter more than lullabies or prayers at mealtime, go to

the Pyrenees of your life,

Where nothing makes sense, and invent the necessity of death

word for unnecessary word.

 

 

IMMANUEL MIFSUD

 

Udolni Caddesi’nde, Brno

 

Bindiğimiz her tramvayda sarar beni

Bu hüzün dağlar gibi.

Brno’nun boş sokakları gibi.

Udolni Caddesi’nde uyuyan sessizlik gibi.

Tek başına yaptığımız bu berbat yolculuk gibi

Meydanın ortasında karşılaştığımızdan beri.

Ruhsuz tıpkı bu kaldırımlar gibi.

 

Çeviren: Nesrin Eruysal

 

 

https://docs.google.com/viewer?a=v&q=cache:KxaGwHa8XWgJ:eleusinian.files.wordpress.com/2010/02/turkish-volume-22.pdf+&hl=tr&gl=tr&pid=bl&srcid=ADGEESibToddQtBDY6q5gX4-NiBwFuIKTvmQshHf29gLkU9hNoPCe8gK35SNZGNeqAvSmb4UPvpONYS0MLMb8pi5-NWV6rML1PvUZsyiUvJHclg9u9VU0Lk2xFQzpt9JXKeCuppeZ4O4&sig=AHIEtbRAr2LeKNMLPOeNTCr9JAXQM-WM5g

 

159
0
0
Yorum Yaz