Memleket isterim... Cahit Sıtkı Tarancı 1

2011-11-24 20:27:00
Memleket isterim... Cahit Sıtkı Tarancı 1 |  görsel 1

MEMLEKET İSTERİM Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun; Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun. Memleket isterim Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun; Kış günü herkesin evi barkı olsun. Memleket isterim Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun; Olursa bir şikâyet ölümden olsun. Cahit Sıtkı TARANCI   I want a country i want a country let the sky be blue, the bough green, the cornfield yellow let it be a land of birds and flowers i want a country let there be no pain in the head, no yearning in the heart let there be an end to brothers' quarrels i want a country let there be no rich and poor, no you and me on winter days let everyone have hose and home i want a country let living be like loving fromthe heart if there must be complaint, let it be of death Cahit Sitki Taranci- translated by Bernard Lewis from Contemporary Turkish Literature 1982 Associated Univ. Press Inc 4 Cornwall Drive, E. Brunswick, NJ 08816 http://www.cs.rpi.edu/~sibel/poetry/poems/cahit_sitki_taranci/english/i_want_a_country     Cahit Sıtkı Tarancı, Diyarbakır'ın soylu ailelerinden olan Pirinçcizadeler'dendir. 2 Ekim 1910 yılında dünyaya gelen Tarancı'nın babası Bekir Sıtkı, annesi Arife Hanım'dır.[2] Diyarbakır'da ilk eğitimini tamamladı. Orta öğrenim için buradan İstanbul Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi ve burada dört yıl eğitim aldıktan sonra 1931 yılında Galatasaray Lisesi'ne gitti. 1931-1935 yılları arasında Mülkiye Mektebi'nde ve Yüksek Ticaret Okulu'nda okudu. 1938-1940 yılları arasında Paris'te Sciences Politiques'te yüksek öğreni... Devamı

bronte kardeşler (Charlotte, Emily, Anne)

2011-11-22 20:09:00
bronte kardeşler (Charlotte, Emily, Anne) |  görsel 1

  Brontё Kız Kardeşler: İngiliz Edebiyatının Lanetli Feministleri Yeliz KIZILARSLAN   Brontё’ler, 19. yüzyılda Yorkshire’ da kent yaşamından uzak bir hayat sürerek, dünya edebiyatına klasikler bırakır. Emily, Charlotte ve Anne, Viktorya döneminde, her sınıftan kadının yaşadığı toplumsal baskıyı yazarak, günümüzün feminist kuramcılarına öncülük eder. 19. yüzyılın üç klasik yazarı Charlotte, Emily ve Anne Brontё, 1816 ile 1820 arasında Thornton İngiltere’de mezarlıklara bakan bir evde dünyaya gelir. Papaz babaları Patrick ve alkolik erkek kardeşleri Branwell ile İngiltere’nin ıssız Haworth köyünde yaşayan üç kız kardeşin anneleri çocukken ölür. Yaşadıkları devirde, şehir yaşamının hareketli sosyal ve kültürel yaşamından uzakta bir hayat sürdürdükleri için, haklarında sayısız mit üretilen Brontё’ler gerçekte; yoksulluk içinde kıvranan İrlanda göçmeni bir ailenin, iyi eğitim almak için çırpınan olağanüstü yetenekli kızlarıdır. Hayatları bir çok filme ve kitaba konu olan Brontё’ler ile ilgili en çarpıcı iddia geçtiğimiz yıllarda James Tully’nin yazdığı Charlotte Bronte Cinayetleri adlı biyografidir. Tully kitabında, Brontё kız kardeşlerden evlenen tek kadın olan Charlotte’un kocası Arthur Nicholls’un, Emily’yi hamile bıraktıktan sonra ölümüne yol açtığını, uyuşturucu kullandığı bilinen Branwell Brontё’nin kardeşlerine şantaj yaptığını ve bunları bilen küçük kız kardeşleri Anne’in zehirlenerek öldürüldüğünü iddia eder. Papaz evinde otoriter babalarıyla büyüyen kızlar, özel bir yatılı okulda eğitim alarak dönemin kadınlar için en ... Devamı

uğultulu tepeler... emily bronte

2011-11-20 20:05:00

“Güneşli saçlarımın Ot köklerine sarılacağı zamandır”   “The time when my sunny hair Shall with gross roots twined be”   İşte bu kasvetli tepede geçen bu romanda Hıristiyanlığın hiçbir izine rastlanmazken, ölümlerde doğayla bir bütünleşme söz konusudur. Tanrıya inancı dile getiren bir duygunun izinin bulunmaması, Bronte’nin yaşarken olduğu gibi ölünce de Tanrı ile değil, doğayla birleşme isteğini ortaya koyar. İşte, çocukluğundan kalmış alışkanlıklarından ve büyüdüğü ortamdan dolayı yazarımız Haworth köyünün rüzgârlı fundalıklarında yaşamayı sevmiş, bunu da tek romanı olan Uğultulu Tepeler’e yansıtmıştır. ….   Kısa bir incelemeyle ele aldığımız bu romanda, her ne kadar Victoria Çağında yazılmış olsa da, o dönemin tutucu, kapalı toplum yapısına ve buna istinaden yazılmış bu tarz romanların tersine farklı bir olay örgüsüyle ele alınmış bir aşk tutkusuyla karşı karşıya kalırız. Emily Bronte’nin çocukluğundan getirmiş olduğu yalnızlık duygusu ve fantazi dünyası, bu romanda onun düş gücüyle birleşip öyle çarpıcı bir hal almıştır ki, hem dönem eleştirmenlerinin tepkisini çekmiş hem de farklı sunumuyla beğeni toplamıştır. Öyle bir ortamda yetişmesinden dolayı, kendinden beklenmeyen bir deha göstererek İngiliz Romanına farklı bir soluk katmıştır. Victoria döneminde farklı bir bakış açısı görmek isteyenler ve hastalıklı bir düş gücünün neler ortaya çıkarabildiğini görmek isteyenler için ideal bir roman. TAMAMI       Wuthering Heights Lyrics-kate bush Out on the wiley, windy moors We'd roll and fall in green You had a temper, like my jealousy Too hot, too g... Devamı

yaşamak istemem... yavuz çetin

2011-11-18 20:21:00

Yavuz Çetin, saat 19.00 sıralarında, Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son vermişti. Yavuz Çetin’in, 1977 model otomobili, Boğaziçi Köprüsü üzerinde, Ortaköy ayağına yakın bir noktada bulundu. 34 KBP 09 plakalı otomobilde, Yavuz Çetin’in ruhsatı, ehliyeti, 500 dolar ve 190 milyon lira, çeşitli ilaçlar ve 7 tane anahtar bulundu.     Yavuz Çetin Yaşamak istemem   Sana öğretilen her şey Bana önerilen her şey Bana dayatılan yaşantı İşe yaramaz bir çöplük Yarattığınız sistemler Kullandığımız yöntemler aranızda Belki de terslik bende Yapamadım bu düzende Kaçacak delik arar oldum Sürüngenler şehrinde Eğitilmiş köpekler Doymak bilmez maymunlar Yaşamak istemem artık aranızda Benden bir ruhsuz yaratmayı Nasıl başardınız Benden bir hissiz yaratmayı Nasıl başardınız Benden bir uyumsuz yaratmayı Nasıl başardınız Benden sizden biri yaratmayı Nasıl başardınız Yaşamak istemem artık aranızda Yavuz Çetin     Erkan Oğur & Yavuz Çetin - Dünya Candilejo   Yavuz Çetin (Altın Çocuk) (1970 - 2001), Türk müzisyen, gitarist 1999 yıllarının sonlarında TMC Film Müzik ile anlaşır. Ve ikinci albümü "Satılık" için stüdyoya girer. Sözü, müziği ve düzenlemeleri kendisine ait bir çalışmaya son kez imza atar. Mart 1999 tarihine çıkması planlanan albüm için tüm çalışmaları bitirir. Ama ne yazık ki yaptığı bu son çalışmanın müzikseverlerle buluştuğunu göremeden, 15 Ağustos 2001 tarihinde hayata veda eder. Boğaziçi Köprüsü’nden atlayarak yaşamına son veren T&uum... Devamı

Tutku (cennete ulaşmak) … emily dickinson 2

2011-11-14 19:20:00

EMILY DICKINSON (1830 / 1886)   BİR SAAT BEKLEMEK ÇOK UZUN İŞ Bir saat beklemek çok uzun is, Aşk biraz ötede duruyorsa; Kısadır sonsuzluğu bekleyiş, Sonunda aşk armağanı varsa.. Çeviren: Talat Sait Halman   69 Cenneti yukarıda hiç bulamaz Aşağıda bulamayan. Tanrı'nın konutu benimkiyle yan yana Eşyası aşktan.   KALBİM UNUTACAĞIZ ONU Kalbim, unutacağız onu, Bu gece, sen ve ben. Ben ışığı unutayım, Onun sıcaklığını sen. Unuttuğun vakit, söyle bana, Ola ki düşüncem donar. Acele et, oyalanırken sen, Hatırlayabilirim tekrar. *** Bir kitap kadar elverişli değildir hiçbir gemi  Uzak ülkelere götürmek için bizi. Ve hiçbir atın şaha kalkmış Bir sayfa şiire ulaşamaz hızı. En yoksullar bile katılabilir bu tura Kaçak yolculuk etmelere son, Ne kadar hesaplı şu İnsan ruhunu taşıyan fayton   http://www.siir.7p.com/emily-dickinson.htm Kalemi tutkulu Viktoryen kadınlar Neil LaBute’un yönettiği "Tutku"da, Victoria döneminden hayali bir kadın yazar kişiliği çıkıyor karşımıza: Christabel LaMotte. Bu karakter yaratılırken dönemin ihtiraslı kadın kalemlerinden esinlenildiği ortada. ILGIN SÖNMEZ         Ingiliz yazın tarihinde, adı kraliçelerle anılan dönemler arasında, kabaca romantizm ve modernizm arasına yerleşen Viktorya dönemi, yazar kişilikleri ve eserler açısından belki de en çarpıcı olanı. 1830 - 1880 arasına yayılan bu edebi süreçte Dickens, Conrad, Hardy, Doyle, Eliot, Wilde gibi tarihin en dişli ‘erkek’ kalemlerinin yanı sıra Elizabeth Barrett Browning, Bronte Kardeşler, Christina Rossetti ve dönemin yeni karadan temsilcisi Emily Dickinson gibi ‘kadın’ kalemler, tutkunun ateşiyle edebiyatı tutuşt... Devamı

Başka Bir Gök Var... Emily Dickinson 3

2011-11-16 19:15:00

Başka Bir Gök Var Başka bir gök var, Herzaman açık ve sakin, Ve başka bir günışığı var, Karanlık olmasına rağmen oranın; Güzelliğini yitirmiş ormanlara boş ver, Austin, Suskun kırlara boş ver sen– Burada küçük bir ağaçlık var, Yaprakları herzaman yeşildir: Burada daha parlak bir bahçe var, Oraya asla kırağı düşmemiştir; İçinde onun rengi solmayan çiçeklerinin Pırıl pırıl arının vızıldadığını işitirim: Ne olursun, benim kardeşim, Gel içine bahçemin! Emily Dickinson Çeviren: Vehbi Taşar       Acı Çekmek Acının bir öğesi boşluktur, Hatırlayamaz Ne zaman başladığını, veya varmıydı birgün Olmadığı. Geleceği yoktur kendisinden başka, Sonsuz diyarlarında var olan Geçmişi, aydınlatılmış kavramak için Acının yeni dönemlerini. Emily Dickinson Çeviri: Vehbi Taşar     Acının Gizemi Acıda bir parça boşluk var Toparlayamaz Başladığında ya da Olmadığı bir gün varsa Geleceği yoktur; yalnız kendisi, İçerdiği sonsuz diyarları Geçmişi, sezmek için aydınlanmış Acının yeni zamanları Emily Dickinson Çeviren: Pınar Tarcan     Aç Kalmıştım Aç kalmıştım yıllar boyu; Ay geldi benimle yemek yemeye; Titreyerek masayı çektim, ben, Ve tuhaf şaraba dokundum. Bu masanın üzerindeydi onu görmüşlüğüm, Kalırken, aç, kimsesiz, Pencerelerden baktım içeri, zenginliği görmek için Benim sahip olmayı ümit edemediğim. Gerektiğinden fazla ekmeği bilmezdim, O kadar değişikti ki kırıntılardan Kuşlarla benim sık sık Doğanın yemek salonunda paylaştığımız. Çokluk canımı yaktı benim, o kadar yeniydi ki, İyi hissetmedim kendimi... Devamı

beyaz giyen münzevi şair... emily dickinson 1

2011-11-12 20:25:00
beyaz giyen münzevi şair... emily dickinson 1 |  görsel 1

    Cenneti yukarıda hiç bulamaz Aşağıda bulamayan. Tanrı'nın konutu benimkiyle yanyana Eşyası aşktan.   Agorafobik Kadınlar.... (...) Agorafobi kavramına gerçekten kadın perspektifinden bakmak için, tarihin en ünlü münzevilerinden biri olan Amerikalı kadın şair Emily Dickinson'ın yaşantısına bakmak gerek. Dickinson, bir şiirin de şöyle der: "Yazgıysa neden bütün bunlara Diyarı yok erkek akrabanın Bir zindandan başka Hapsettiği –Yalnızca Ev"   Amerika'nın ünlü feminist okullarından biri sayılan Mount Holyoke'de iyi bir eğitim alan Dickinson, tüm yaşamını şiir yazarak geçirdi ve Amerikan edebiyatında saygın bir yer edindi. 55 yaşında ölen şair, yaşamının son 25 yılında hiç evden dışarı çıkmadı. Misafir kabul eden ancak misafirliğe gitmeyen Emily'in bu yalnızlığı ve sokak korkusu olarak adlandırılan "agorafobisi" yazdığı şiirlerin doğa ve iç dünyayı konu edinen temalarına bağlanıyor.   Ölümsüz şiirlerini "geri çekilerek" yazdı Oysa ki, ünlü şair tarihin en çalkantılı dönemlerinden birinde yaşadı. Avrupa'da devrim fırtınası eserken; Amerika iç savaşın etkisiyle parçalanmış, kapitalizm iyice yerleşmiş ve iç göçler başlamıştı. Siyasetle ilgilenen hukukçu bir babanın kızı olan Emily, bu konuları yazmak yerine kendi iç dünyasını anlatan şiirler yazan ve evden dışarı adımını atmayan bir kadına dönüştü. Ve, tabii bir de hiç evlenmedi. Gerçekte ise çağdaşı, ünlü yazar Charlotte Bronte'ye duyduğu saygıyı gizlemeyen şairin; tüm yaşantısı olan kadın haklarını sonuna kadar savunan şiirleri onu her dönemde, çağının dışına taşıdı. Bir dönemin ü... Devamı

Yeni bir dünya... BUENAVENTURA DURRUTİ

2011-11-10 20:36:00
Yeni bir dünya... BUENAVENTURA DURRUTİ |  görsel 1

“Durruti, 20 Kasım günü cephe gerisinde, arabasından inerken arkadan vuruldu; hemen ölmüştü. Onu vuranın kim olduğu asla bulunamadı. 22 Kasım'da cenaze Barselona'ya getirildi. 23 Kasım'daki cenaze törenine 500. 000 den fazla arkadaşı katıldı. Binlerce kara bayrak Durruti için yas tutuyordu.”   http://www.anarsi.org/arsiv.php?isl=oku&id=21&tip=1&ust=13       “Biz hep varoşlarda ve izbe duvarların içinde yaşadık. Bir süre için nasıl barınacağımızı bileceğiz. Şunu aklınızdan çıkarmayın, biz aynızamanda inşa da edebiliriz. İspanya’da, Amerika’da, her yerde,sarayları ve şehirleri kuran biz işçileriz. Biz işçiler, onların yerini alacak başkalarını da yapabiliriz. Ve hatta daha iyilerini! Yıkıntılardan hiç korkmuyoruz. Biz dünyayı miras alacağız, bu konuda hiçbir şüphemiz yok. Burjuvazi tarih sahnesinden çekilmeden önce kendi dünyasını yakıp yıkabilir. Yüreğimizde yeni bir dünya taşıyoruz, şimdişu anda bu dünya büyümekte…” Bueneventura Durruti     Toronto Star’ın 1936’da Durruti ile yaptığı söyleşi Bueneventura Durruti, Durruti Tugayları'yla... 1936’da Aragon’un özgürleştirilmesinin ardından Eylül’de Toronto Star Gazetesi’nden Pierre van Paasen, Durruti’yle röportaj yaptı. Durruti, bu röportajda faşizm, hükümet ve sosyal devrim hakkındaki fikirlerini anlattı. “Bizim için” dedi Durruti, “mesele faşizmi hemen ve tamamen yok etmektir. Evet; ve hükümete rağmen. Dünyada hiçbir hükümet faşizmle ölümüne savaşmaz. Burjuvazi iktidarın ellerinden kaydığını görür görmez, kendi durumun... Devamı

rüzgarla bir...

2011-11-08 21:18:00
rüzgarla bir...  |  görsel 1

Ali asker rüzgarla bir extuder   RÜZGARLA BİR   Hangi günün gecesidir / yazı kışta kılan bilir Gün içinde görünmeden / günü suya salan bilir Dağlar düze iner birden Aşkı sonsuz kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir Göl göl olur damda biri / çentik atar günlerine Sel sel akar diğerleri / güneş güler tenlerine Biri bine döner birden Yolu yakın kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir Rüzgar çocuk sesleriyle / mavi bir düş kurar gökte Sözde türkü dalda çiçek / olur açar her yürekte Gözden perde iner birden Düşü gerek kılan bilir / rüzgarla bir olan bilir   ADNAN YÜCEL       gözlerim kapalı bu aydınlık niye? kalbim dönüyor dünya gibi yine bildiğim bilmediğimin içinde anlamlı ama tarifsiz neden? neden benden ağır bu beden? anladım aslolan inanmak için görmek değil görmek için inanmakmış okyanustaki rüzgar yüzümde yüzün bir aşığın nefesiyim bugün kalbine uzanan bu yolda bensin artık sen vazgeçtim kendimden tenimde gemiler içimde balıklar yosunlu kıyımda şarap içen insanlar ya umutlu yarın mutsuz kayıp yüzünden düşen maskesi katılır bana su gibi akmaya         YERYÜZÜ AŞKIN YÜZÜ OLUNCAYA DEK Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni bir kavganın güzelliğinde sevdim. bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! Aşk demişti yaşamın bütün ustaları aşk ile sevmek bir güzelliği ve dövüşebilmek o güzellik uğ... Devamı

rüzgar, yağmur... (dust in the wind)

2011-11-06 21:08:00

Kansas - Dust In The Wind Mplay dust in the wind I close my eyes, only for a moment, and the moment's gone All my dreams, pass before my eyes, a curiosity Dust in the wind, all they are is dust in the wind Same old song, just a drop of water in an endless sea All we do, crumbles to the ground, though we refuse to see Dust in the wind, All we are is dust in the wind Don't hang on, nothing lasts forever but the earth and sky It slips away, all your money won't another minute buy Dust in the wind, All we are is dust in the wind     Rüzgardaki Toz Gözlerimi kapatıyorum sadece Bir an için ve o an gidiyor Tüm hayallerim gözlerimin Önünden geçiyor, bir garip Rüzgardaki toz Hepsi rüzgardaki toz gibi Aynı eski şarkı Sonsuz denizde bir damla su Tüm yaptığımız Yerde ufalanmak, görmeyi reddetmemize rağmen Rüzgardaki toz Hepimiz rüzgardaki tozuz Şimdi, bekleme Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez dünya ve gökyüzünden başka Kaybolup gider Ve tüm paran başka başka vakit satın alamayacak Rüzgardaki toz Hepimiz rüzgardaki tozuz     Kansas is an American rock band that became popular in the 1970s initially on Album-Oriented Rock charts, and later with hit singles such as "Carry On Wayward Son" and "Dust in the Wind".[1] They tour in North America and Europe.   http://en.wikipedia.org/wiki/Kansas_%28band%29     Şiddetli Bir Yağmur Bastıracak Bob Dylan Ah, nerelerdeydin, mavi gözlü oğlum? Ve nerelerde kaldın, canım yavrum? On iki sisli dağın yamacında sendeledim Büklümlü altı yolda yürüdüm ve emekledim Hüzünlü yedi ormanın ortasında durdum Bir düzine ölü okyanusun &ou... Devamı

TOM O’ BEDLAM’İN ŞARKISI

2011-11-04 20:37:00

"Tom O 'Bedlam" 1600 dolaylarında yazılmış, eleştirmenlerce beğenilen anonim bir şiirin adıdır. "Tom O 'Bedlam", erken Modern İngiltere'de ve daha sonrasında, akıl hastası veya sahte dilenci ve serserileri tanımlamak için kullanılan bir terimdir.     "Tom O' Bedlam" is the name of a critically acclaimed anonymous poem written circa 1600 (it can be definitely dated back to 1634 about a Bedlamite. The term "Tom O' Bedlam" was used in Early Modern Britain and later to describe beggars and vagrants who had or feigned mental illness (see also Abraham-men). They claimed, or were assumed, to have been former inmates at the Bethlem Royal Hospital (Bedlam). It was commonly thought that inmates were released with authority to make their way by begging, though this is probably untrue. If it happened at all the numbers were certainly small, though there were probably large numbers of mentally ill travellers who turned to begging, but had never been near Bedlam. It was adopted as a technique of begging, or a character. For example, Edgar in King Lear disguises himself as mad "Tom O'Bedlam". It was apparently first published in 1720 by Thomas D'Urfey in his Wit and Mirth, or Pills to Purge Melancholy. "Maudlin" was a form of Mary Magdalene. http://en.wikipedia.org/wiki/Tom_o%27_Bedlam http://www.spamula.net/col/archives/2005/11/tom_o_bedlams_1.html     Bethlem Kraliyet Hastanesi, Londra, İngiltere ve Güney Londra'da bulunan bir psikiyatri hastanesi. Artık eski yerleşkesinde olmamasına rağmen, ruhsal hastalıklar konusunda, dünyanın ilk ve en eski kurumu olarak kabul edilmektedir. Mary Bethlehem, Bethlem Hastanesi, Bethlehem Hastanesi ve Bedlam olarak bilinmektedir.     The Bethlem Royal Hospital is a psychiatric hos... Devamı

The Bang Bang Club... (Kevin Carter)

2011-11-02 20:21:00
The Bang Bang Club... (Kevin Carter) |  görsel 1

"Benim adım Kevin Carter... dayanacak gücüm yok, bunaldım ... telefonum yok... kira için, çocuklarım için param yok ... borçlarımı ödeyecek param yok ... para yok! ... Cinayetlerin, cesetlerin, o canlı anıların... öfkenin, acının... katil cellatların... aç ya da yaralı çocukların... tetiği çeken kaçıkların, çoğunlukla da polislerin etkisinden kurtulamadım. Şansım yaver giderse Ken'e [son zamanlarda ölen arkadaşı Ken Oosterbroek] katılmak için gidiyorum.”   Carter'ın intihar notu     The Bang Bang Club   Dört savaş fotoğrafçısının gerçek hikayesi… Greg Marinovich (Ryan Phillippe), Joao Silva (Neels Van Jaarsveld), Kevin Carter (Taylor Kitsch) ve Ken Oosterbroek (Frank Rautenbach) 90'ların hemen başında Güney Afrika'ya gider Irk ayrımcılığının hüküm sürdüğü, vahşet ve şiddet dolu bu topraklarda ilk defa özgür bir seçim yapılacaktır. Dört savaş fotoğrafçısı, bu kritik dönemde hayatlarını tehlikeye atarak dünyaya gerçekleri duyurmaya çalışır... http://www.sinemalar.com/film/33356/The-Bang-Bang-Club/       The Bang Bang Club was a name primarily associated with four photographers active within the townships of South Africa during the Apartheid period, particularly between 1990 and 1994, from when Nelson Mandela was released from jail to the 1994 elections. Kevin Carter, Greg Marinovich, Ken Oosterbroek, and João Silva were the four associated with the name, although a number of photographers and photojournalists worked alongside them (such as James Nachtwey and Gary Bernard). A movie about the group, directed by Steven Silver and starring Taylor Kitsch, Ryan Phillippe and Malin Åkerman, premiered at the Tor... Devamı

ışığın ağırlığı... sidney wade şiirleri

2011-10-30 19:52:00

Işığın Ağırlığı ÇEV. HALİL ÇELİK Bir bankta otururken biz parkta, sen ve ben ve aramızda küçük mesafe parçası ve ağırlığı ile gözlerini dolduran taşımak zorunda olduğumuz mükemmel ışık. Güneş her ağacın her bir yaprağının içinde parlar ve onların gövdeleri üzerinde ve her bir otu arasında sonbahar çayırının.   Bu aydınlanmış düzenin dışındaki dünya karanlıktır, her zaman olduğu gibi, ki payımıza düşeni daha güzel yapar. Tam şu anda, tohumlarının denizaşırı saçılışı büyük ve ölümcül aldatmacanın, devlet etkili bir biçimde uzaklaştırır mevcut ışığı binlerce karanlık odanın havasından. Ekonomi bunu gerektirir. Sımsıkı sarılırız birbirimize. ÇEV. HALİL ÇELİK     The Weight of Light   We sit on a bench in the park, you and I and the sliver of distance we carry between us, and your eyes fill with the weight of the perfect light we've been given to bear. The sun shines inside each leaf of every tree and on their trunks and through each blade of autumn grass. The world outside this illumined order is dark, as it always is, which makes our portion even lovelier. In this moment, sowing its great and murderous swindle overseas, the state efficiently removes the available light from the air of thousands of darkened rooms. The economy requires it. We hold each other fast.     Benim İstanbul’um benim koca, mavi metropolüm yarısı gölgeyse yarısı dökme demir hulya benim şehrim kumaşı örülü tuhaf yapılarla logar kapakları ile çevik ilmekleri tarihin şehrim benim, içinde ışıldar çakıl taşları ile güzellik, camlarda ötelere uzanır parıltıları şubat sonrası ağırkanlı... Devamı

çeviri şiirleriyle sidney wade

2011-10-28 21:00:00
çeviri şiirleriyle sidney wade |  görsel 1

İstanbul, ABD'li şaire ilham verdi Fisun Yalçınkaya   Çevirileriyle Türk edebiyatını dünyaya tanıtan 4. Uluslararası İstanbul Şiir Festivali'nin konuğu Sidney Wade, Türkçe'ye ilgisini SABAH'a anlattı. Türkiye'ye ilk kez 1987 yılında gelen ve gazellerden, Garip akımına Türk şiirine hayran olan şair, Türk edebiyatıyla kurduğu ilişkiyi SABAH'a anlattı. YAHYA KEMAL'İN ŞİİRİNE ÂŞIĞIM: "Türkiye'ye ilk kez 1987'de kocam ve üç yaşındaki kızımla geldim. Bu ülkeye hayran olduk. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Amerikan ve İngiliz Edebiyatı bölümüyle iletişim halinde çalışmaya başladım. Türk Edebiyatı'ndan çevirmeye çalıştığım ilk şiir Yahya Kemal'indi. Osmanlıca kısımları çevirmek çok zordu ancak bana Yahya Kemal'in şiirlerini İngilizce'ye çevirmemi teklif eden yazar Ahmet Altan bir de Osmanlıca- Türkçe lügatı hediye etti. Hala kullandığım bu lügat çok işime yaradı. Yahya Kemal'in şiirlerine aşık oldum, hala bana göre İstanbul'u en iyi anlatan şair o." GARİP AKIMINI ÖĞRENMEK BİR ZEVKTİ: "Melih Cevdet Anday'ı çevirdiğim sürede Garip akımı üstüne çalışan Efe Murad'la birlikte çalıştık. Oktay Rifat ve Orhan Veli'nin şiirlerini tanımak, Garip akımı gibi özgün bir akımı öğrenmek bir zevkti." HAYDAR ERGÜLEN VE KÜÇÜK İSKENDER'İ ÇEVİRMEK İSTERİM: "Umarım vaktim ve gücüm olur da Türkçe'yi çok daha iyi öğrenirim. Daha iyi Türkçe yazabilmek en büyük isteğim. İkincisi ise pek çok Türk şairi daha çevirebilmek. Haydar Ergülen, Küçük İskender, Ahmet Güntan ve ... Devamı

çalınmış güzellik... b.bertolucci -3

2011-10-26 21:20:00
çalınmış güzellik... b.bertolucci -3 |  görsel 1

    SAN TROPEZ TWIST brainstorm   Gizemi Açmak Peşinde (Bernardo Bertolucci)   Bir heykeltraşa modellik yapmakta olan genç kız, bir süredir üzerinde çalıştıkları heykeli görmek ister. Henüz tamamlanmadığı gerekçesiyle reddedilince, sorar: “Bana benziyor mu?” Heykeltraş: “Sana benzememeli.” Genç kız: “Benzemiyor mu?” Heykeltraş: “Tabii ki benzemiyor...Gerçek sanatçının sadece kendini resmettiğini kimse söylemedi mi sana?” (Çalınmış güzellik'ten)     Çalınmış Güzellik’te de, yasak aşk meyvesi bir genç kız, ki sırrını taşıdığı annesi şairdir, İtalya’da gerçek babasını aramaktadır. Bir sahnede, günlüğüne yazmakta olduğu şiir, perdeye el yazısıyla yansır: “Onun sırrını taşıyorum /yıllardır derinlerde/ içimde sakladım/ ve şimdi buradayım/gerçeği açığa çıkarmak için “ http://oguzhanersumer.blogspot.com/2009/07/21-gizemi-acmak-pesinde-bernardo.html     Tutkuyla Örülmüş Bir Çaresizlik Hikayesi…   Bernardo Bertolucci’nin çok tartışılmış, o dönemde tabu sayılacak bir konuyu, belki de izlenmemekten kaynaklı, düşünüldüğü kadar cüretkar anlatmamış olmasına rağmen yasaklanmış sansürlenmiş ve halen ensest film dendiğinde akla ilk gelen filmlerin başında olması açısından oldukça önemli bir çalışma La Luna … …. Bertolucci’nin büyük bir yönetmen olduğunu her zaman düşünmüşümdür onun büyüklüğü birazda tabularla dalga geçercesine oynamasından kaynaklı cesaretinden ötürüdür kanımca… Ancak ne yazık ki b... Devamı